Ülküm Sesli’ Kategorisi için Arşiv
En İyi Sesli Sohbet Sitesi
29 Aralık 2011 Yazan adminRakiplerinin Aksine SesliSohbet Sektöründe yıllardan beri seviyeli yükselişini sürdüren ülkümsesli rakiplerinin ve kendi kulvarının en iyi seslisohbet sitesidir Katılım Tamamen ücretsizdir ve üyelik istemez ülkücü sohbet adresi ülkümsesli
Muzaffer ÖZDAĞ Kimdir
25 Aralık 2011 Yazan admin
OĞUZ ÇETİNOĞLU
Devlet ve fikir adamı, kurmay subay – hukukçu Muzaffer Özdağ, 5 Şubat 2002 tarihinde, Ankara’dan Hakk’a yürüdü. 15 Nisan 1933 tarihinde, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde doğmuştu. İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de tamamladıktan sonra Harp Okulunu, Harp Akademisi’ni ve Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 27 Mayıs 1960 İhtilâli’ni gerçekleştiren ekipte ve akabinde kurulan Millî Birlik Komitesi’nde Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle yer aldı. O dönemde, solcu kalemşörler hayli aktif ve saldırgan idiler. Etkinliklerinden rahatsız olan Merhum Özdağ “Babı âli’den de geçeceğiz !” deyişiyle dikkatleri üzerine çekti. Aynı zamanda da basının boy hedefi oldu. Kızılcıklar, O’nun adını yazdıkları kum torbalarına aylarca yumruk salladılar.
Millî Birlik Komitesi’nde, partiler üstü yönetim fikrinde ısrar eden Alparslan Türkeş dâhil 13 fikirdaşı ile birlikte 13 Kasım 1960 tarihinde tasfiye edildi. Onların isimleri “Ondörtler” olarak anıldı. Muzaffer Özdağ, Japonya’da Hükümet Müşâviri olarak görevlendirildi. 14′lerin yurda giriş yasağı kalktıktan sonra, merhum Türkeş ile birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi saflarında yer aldı ve Afyon Milletvekili seçildi.
1971 yılında aktif politikadan çekildi, serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde, fikrî çalışmalara ağırlık verdi. Tarih, millî güvenlik, strateji ve jeopolitik konularını Türk Milliyetçiliği açısından inceledi, tebliğler sundu, makaleler yazdı, konferanslar verdi. Tebliğlerinden birinde şöyle diyordu: “Özgün ve kültürel varlık ve kimliği ile bağımsız millet ve devlet hayatını, tarihinin başlangıcından günümüze sürdüren yegâne millet, büyük Türk Milleti’dir.
Muzaafer Özdağ, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları ile kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için çalıştı. Şu cümlesi, O’nun konu ile ilgili görüş ve düşüncelerinin özetidir: “Sovyetler Birliği’nin dağılması ve çözülmesi ile doğan Türk Cumhuriyetleri arasındaki siyâsî sınır çizgileri, batılı sömürgeci güçlerin Afrika’da, Ortadoğu’da ve Arap coğrafyasında petrol ve nüfuz bölüşüm hesaplarına göre çizdikleri sınır çizgilerinden daha sun’idir.Rusluk, siyâsî – idârî sınır çizmekle yetinmemiş, Türk toplumlarını kolay bölüp yutmak için biribirlerine yabancılaştıracak politikalar da izlemiştir. Eski dönemlerin izlerini silebilmek için Türklüğün yeni dünya nizamında varlığını ve hukukunu koruyabilmesi, saygın bir güce erişmesi ile mümkün olabilir.” Merhum Özdağ bu amaçla Türkiye – Azerbaycan Dostluk Derneği’ni 1990 yılında kurdu ve Hakk’a yürüdüğü güne kadar Genel Başkanlığı’nı yaptı.
Bölücü Kürtçülerin simge olarak benimsedikleri yeşil – sarı – kırmızı renklerin, 7. asırdan 11. asra kadar yaşamış Türk beylerinin elbiselerinde ve Osmanlı ordularında kullanılan sancaklarda, bayraklarda ve tuğralarda yer aldığını Türk kamuoyuna duyuran ilk kişi Muzaffer Özdağ olmuştur.
Merhum, basılı eserleriyle de hizmetlerini yarınki nesillere ulaştırabilme gayretleri içerisinde oldu. Bu eserlerinden önemli üç tanesi şunlardır: 1- Türk Dünyası Gerçeği / Türkiye – Azerbaycan Dostluk Derneği Yayını (1997) 2- Türk Aleviliğinin Yükselişi / Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını (1998), 3- Türkiye ve Türk Dünyası Jeopolitiği Üzerine / Avrasya Bir Vakfı – ASAM – Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayını, Ankara 2001. Bu kitapta, oğlu Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından kaleme alınmış dikkat çekici bir önsöz yer almaktadır.
Merhum’un şairlik yönü de vardı. Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırım’ın Kara Destan başlıklı şiirine bir nazire yazmıştı. Dokuz kıt’adan oluşan Kara Destan 2 başlıklı şiirden iki kıt’a şöyledir:
Uluğ yurdun doğu yanı sarı selle kaplanmış
Kaşgarlı’nın sinesine kızıl mızrak saplanmış
Çinleşmeye direnenler getolarla toplanmış
Tez ölümü lütuf bilip bekleşir aman hey !
Uluğ Türk’ün düştüğü hal yaman hey !
Başarılı ilk atılım süper güce erişmeye yetmedi,
Millî Misak ötesinde büyük çile bitmedi.
Türk yurtları dert içinde boğuldu,
Sevenleri öldürüldü, diyar diyar kovuldu.
Uyan ey Türk, bil ki soyun – halkın dağıldı
Nerde birlik, bilim, teknik, iman hey !
Kanatlanıp çağ aşmazsan inan, hâlin yaman hey !
Mümtaz insan Muzaffer Özdağ ile birlikte, Türk Milliyetçiliğinin bir meş’alesi daha söndü. O’nun fikirlerinden oluşan meş’aleler, dünya durdukça Türk Milliyetçilerinin yolunu ve geleceğini aydınlatmaya devam edecek.
Ruhun şâd olsun değerli büyüğüm, aziz dostum. İnancı kavi, mü’min ve aydın bir Türk Milliyetçisi idin. Mekânın cennettir inşallah
BASBUĞ MARŞI
25 Aralık 2011 Yazan adminBASBUĞ MARŞI
Sende bütün umutlar
Göğe yükselsin tuğum
Haykırıyor Bozkurtlar
Selâm sana başbuğum
Türklük bir yigit arar
Tanrı dağları kadar
Canlansın hatıralar
Selâm sana başbuğum
Semerkandlar Kerkükler
Yaslı yaralı Türkler
Bir gün Alparslan kükrer
Selâm sana başbuğum
Altaylar’dan Tuna’ya
Yeniden bütün dünya
Görsün korkulu rûya
Selâm sana başbuğum
Tanrım güç versin sana
Acısın Türkistan’a
Selâm selâm Turan’a
Selâm sana başbuğum
AKINCI MARŞI
25 Aralık 2011 Yazan adminAKINCI
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İleride!
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle.
Şimsek gibi bir semte atıldık yedi koldan,
Şimsek gibi, Türk atlarının geçtiği yoldan.
Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla.
Yerden yedi kat arsa kanatlandık o hızla.
Cennete bu gün gülleri açmış görürüz de,
Hâlâ o kızıl hâtira titre içimizden.
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.
ALPARSLAN TÜRKEŞ`İN 12 EYLÜL SAVUNMASI
25 Aralık 2011 Yazan adminALPARSLAN TÜRKEŞ`İN 12 EYLÜL ADALETSİZLİĞİNE KARŞI YAPMIŞ OLDUGU SAVUNMA
1 Numarali Askeri Mahkemesi Baskanligi´na
Dosya No : 1981/176
Ífade Sahibi : Alparslan Türkes
Suç : TCK`nun 146/1 maddesinin ihlali.
Konu : Sorgulama ifadesi Hk.
Hadise : Bir siyasi davanin , idam talebiyle yargilanan bir numarali sanigi olarak burada bulunuyorum. Hakkimdaki iddianameyi dinledik. Taleb edilen cezalari ögrendik. Simdi de usul geregi bize söz verilmis bulunuyor.
Her safhasini ve bütün unsurlariyla bu davanin- basta biz saniklar olmak üzere, hakim ve saniklardan cezaevi ve inzibat görevlilerine ve Milli Güvenlik Konseyi üyeleri´ne kadar iradesi ve rolu bulunan herkes dahil-gerek sahislarimiz, gerekse devlet ve milletimizin açisindan son derece ehemmiyetli oldugu kanaatindeyim. Bu dava dolayisiyla burada Türk milletinin yakin geçmisi, hal-i haziri ve gelecegi ve bundan sonraki safhalarinda ortaya çikmis ve çikaçak bütün neticeler, müsahede konusu olmus ve olacak her türlü tutum, hal ve hareketler ve dava sonunda tesis olunacak nihai hükümler, Türk devletinin dayandigi temel ve esas degerlerle, müesseselerinin isleyisiyle, hedef ve istikametleriyle dogrudan ilgilidir.
Bu dava , Türk milletinin her türlü düsman taaruzuna karsi en büyük silah ve gücü olan milli birlik ve beraberligimizle, milli güvenlik ve savunmamizla da dogrudan dogruya ilgilidir. Bunu söylerken asla mübalaga etmiyorum.
Bu mahkemenin, bütün safhalariyla, bugünkü nesilleri, yasayan insanlarimizi oldugu kadar, gelecek nesillerimizi de yakindan alakadar, edecegi muhakkaktir. Mücerret adalet açisindan yargi organlarina intikal eden her dava ehemmiyetlidir. Resmi kabullere göre mensup, taraftar ve sempadizanlarini iki milyon olarak ifade edebilen, milli ve milliyetçi bir partinin, genel baskanindan itibaren bütün organlariyla ve idarecileriyle dünya adalet tarihinde görülmemis bir sayida ikiyüzyirmi idam istenerek yargilanmasi ve herhalde adalet terazisinde hassas tartilmasi gereken farkli bir agirlik teskil edecekdir.
Íslami, insani, milli ve medeni bir prensip olarak milletimizle birlikde biz iman etmisizdir ki,´´ adalet mülkün temelidir. ´´Zulme sapan, adalete gölge düsüren, mülkün, yani devletin temellerine dinamit koymus olur.
Adaleti çigneyen insaniyeti çignemis olur, Íslamiyet´i çignemis olur ! Zulum ve adaletsizlik her seyden önce Allah´a isyandir.
Ínanci olmayanlar, kalbi mühürlü ve küfürle kararmis olanlar bilmeseler ve inanmasalar da, büyük Türk milleti böyle bir isyani bagislamaz. Türk milletinin zülümle idare etmenin, adaletsizlige razi ve ram etmenin imkani yoktur.
Milletimizden aldigimiz bu ilham ve inançladir ki, biz, her zaman ve her yerde “lekesiz ve gölgesiz bir adaletin´´ savunucusu olmusuzdur. Mücadelesini yaptigimiz degerlerin basinda “lekesiz ve gölgesiz bir adalet´´ siari yer almistir.
Hakka riayet ve adaletle hükmetmek de sahislarimizi çok asan, milli ve ilahi bir mes´uliyet davasidir.
Tasidigim bayrak; temsil ettigim mukaddes Türk milliyetçiligi davasi ugrunda, komünist ve bölücü hainlerin kursunlariyla topraga sehitler ordusuna katilmis olan Ruhi Kiliçkiran´dan Gün Sazak´a kadar sehit evlat ve kardeslerimin ruhaniyetlerimin de su anda bizimle beraber olduklarini biliyorum. Onlar da beni dinliyorlar. Onlarin tekzib etmeyecekleri sekilde konusmaya, yanliz hak bildigimi söylemeye mecburum. Çünkü onlar, o üçbinaltiyüz can, bu hak bildigimiz yolda “vatan-millet-din ve devlet´´ ugrunda sehit oldular.
Onlar hem sehitlerimiz, hem de sehitlerimizdir. Yarin huzur-i ilahide de bana sahitlik edecek olanlar, onlardir…
Onlarin huzurunda, onlar için konusacagim! Ebed-müdded olan Türk devletine;kiyamete kadar hür, müstakil, mes´ud ve müreffeh yasamasini, her gayeden aziz bildigimiz Büyük Türk milletine bugüne kadar hizmet ve etmekde olanlar için; yarin ayni yolda, ayni heyecan ve suurla bu kutsal hizmetin bayragini tasiyacak olanlar için konusacagim!
Huzur-i ilahiye yüz akiyla çikmakdan baska bir endiseye gönlümde yer yoktur. Hiçbir beseri kudret önünde egilmem. Kimsenin merhamet ve insafina sahsen ihdiyacim yoktur. Sözüm, tenkidim, talebim yalniz mülkün temeli olan adalet naminadir, yanliz milletim ve devletim içindir…
Allah nasip ettigi için, çok genc yaslardan itibaren Türk milliyetçiligi gibi bir davanin mensubu oldum. Ömrümü davama adanmis olarak geçirdim. Yine Allah nasip ettigi için bu mukkaddes ve mübarek davanin siyasi aksiyon planinda liderligini, bayraktarligini yaptim. 64 yasimdayim. Benim ayrica anlatmama lüzüm yok; hepiniz biliyorsunuz, herkes biliyor ki, bu dünyada fani bir beser için tatmin sebebi sayilan ikbalin en üst kademelerini gördüm .Mükerreren idbari da gördüm, yasadim Siviliyle, askeriyle mahkemelere de girdim çikdim. Tecrubem az sayilmaz. Bu dünyada iyiden kötüden birçok seyi tartip çekmek, degerli olan nedir, degersiz olan nedir, bunlar üzerinde düsünme firsatini buldum. Dolu dolu yasanmis bir ömrün su merhalesinde, inanç ve prensiplerimden, seref ve haysiyetimden, ugruna ömrümü ve bütün varligimi adayip harcadigim Türk milliyetçiligi davasindan daha ehemmiyetli, tamah etmeye, tenezzül etmeye, pesinde kosup yorulmaya deger bir sey olduguna inanmiyorum.
Bu iddianame bu dava dolayisiyla, milli bekamiz açisindan maseri vicdanin zaruri olan bazi müsbet hassasiyetleri tahrib edilmis olacaktir. Bu tahribat baslamistir. Çünkü siyasi hareketlerimizle birlikte, yanliz bize oy verenleri degil, bütün Türk milletini içine alan fikriyatimiz ve ve onun ayrilmaz bir parçasi olan milli heyecani da yargilanmaktadir. Sizler istemeseniz de, bu mahiyetteki bir dava bir bakima kaçinilmaz olarak bu sonucu getirildi. Devlet ve siyaset hayatinda görev ve sorumluluklar yüklenmis insanlarin düsüncelerinden tecrit edilerek ele alinmasi, tarihde oldugu gibi bugünde mümkün degildir. Fikirleri insanlar temsil ederler ve bu fikirler, temsilcilerinin sahsinda kitlelere mal edilir.
Bu bakimdan da milyonlarca insan, mesela “milliyetçiler ayri, milliyetçilik ayri´´seklinde bir tefrik yapmaz, yapamaz, kaldi ki ortaya konulan iddianame, bu kabil tefrikleri, en küçük nüanslara kadar yapilacak, en dikkatli ve bize herhanki bir suretle sahip çikmak endisesinde olmayan kimseler için bile, ´´yargilanan MHP´nin yöneticileridir, fikriyati degil.´´demek imkanini birakmamistir. Bizler burada düsünce ve siyasetimizle ve hatta daha çok da düsüncemizden dolayi yargilaniyoruz.
Sizlerden bir tek ricam var. Sözlerimi kesmeden sonuna kadar dinleyin. Sormaya hazirlandiginiz veya bilahare sormak isteyeceginiz bir çok sualin ve iddianamede ortaya konulan itham ve isnadlarin cevaplarini, tahmin ediyorum ki konusmamin bütünlügü içinde almis olacaksiniz.
Karsisinda sizlerin su anda tasidiginiz üniformayi, 37yil serefle tasimis, Milli Birlik Komitesi üyeligi, parti genel baskanligi, basbakan yardimciligi yapmis, Türkiye´nin son yirmi yillik tarihi içinde emsali görülmedik düsmanliklarin ve emsalsiz sevgi ve bagliliklarin hedefi olmus, bu dünyanin bir türlü kahir ve mihretinden geçmis bir insan konusuyor.
Sabirla dinlediginiz takdirde, hem vazifenizi yapmis olursunuz, hem de ümid ediyorum ki, sahsen istifadeniz olur. Çünkü konusacagimiz meseleler, yanliz su ani, sizi bizi degil,Türk milletinin gercek bütün zamanlarini ve nesillerini de çok yakindan ilgilendirecek hayati ehemmiyette meselelerdir.
12 Eylül 1980 tarihine gelinceye kadarki olaylar ve gercekler muvacehesinde, ´´Türkiye´de ne hakli ve hatta yegane hakli zümre kimdi? Vatan, millet ve devletine karsi üstüne düsen görevleri, ne pahasina olursa olsun, yapan bir gurup var miydi?“diye soruldugunda, tarih, su salonda karsisinda sanik olarak bulunan Milliyetçi Hareket Parti´li ve ülkücüleri, 220´sinin idami istenen bu serefli insanlari gösterecektir.´´
Ben meseleyi sümüllü ve ehemmiyetli gördügüm için konusmak istiyorum. Sunu olanca sadeligi ile ifade etmek isterim ki, ne vicdanen, ne de kanunen kendimi suçlu hissediyorum. Bu bakimdan da uzun uzadiya sahsimi savunmak ihtiyacinda ve telasinda degilim. Esasen iddianame diye ortaya konulan metin, her bakimdan o kadar gayri ciddi ki, talebi idam da olsa, böyle bir metin karsisinda, insan sadece sahsini düsünerek savunma yapmaya tenezzul etmez. Yoktan yok çikar; mevcut olmus, hicbir zaman islenmemis suçun iddianamesi de herhalde böyle olaçaktir. Bu iddianame sahsin itibariyle yok hükmündedir? Beni konusmaya sevk eden husus, ne ceza korkusu, ne muhtemel bir cezadan kurtulma gayret ve ümididir.
Devlet müesseselerini “politikadan arindirma ´´görüntüsü altinda, üstü örtülü particilik gayretlerinin hala ve en menfi sekilde devam ediyor olmasi, karsi karsiya bulundugumuz harbin yeni bir çesidi olan tehlikeli duruma ragmen eski particilik husumetlerinin devam ettirilmesi, bedeli milletimiz için çok agir olan bir hatadir.
Bir an için hakli ve müsbet manada farkli durumumuzdan fedakarlik ederek, siyasi bir tesekkül olarak MHP ve siyasiler olarak bizler de diyelim ki, bütün siyasi tesekküller ve siyasiler kadar sorumlu ve hatali idik. Bu taktirde bile, farkli ve bizim aleyhimize bir tutum ve tavir takinildigi asikardir. Yanliz MHP´nin, yanliz bizim yargilanmamizdaki haksizligin millet vicdaninda açtigi yara kapanmayacaktir.
Gerektigi seklinde son ferde kadar tedip ve tenkit edilmis olsalar bile, kendilerine karsi kazanilmis böyle bir netice, Türk devleti için ancak taktik seviyede basari sayilabilecek komünist çete artiklarini bizim mukabilimiz veya muadilimiz gibi düsünmek, Türk siyasi hayatini da, içtimai bünyesini de tanimamamak demekdir ve bize temsil ettigimiz milliyetçilik düsüncesine ve Türk milletine hakarettir.
Herkes aklini basina toplamalidir: milli bir mektep, bir ocak olarak bilinen Türk Ordusunun bagrinda, onun serefli üniformasi altinda kendilerine milliyetçileri coplattirilan o askerler, bu gencler, yarinki sivil hayatlarinda o coplari ve yumruklari, devletin temeli olan milli kiymetlerimize indirmekte, ser ve fesat tesekküllerinin gönüllü mensup ve taraftari olmakta beis görmeyeceklerdir.
Hakkindaki iddia ve itham ne olursa olsun, henüz sakin durumunda bulunan, hepsi tahsil terbiye görmüs münevver insanlari dövmeye, sövmeye, tahkiri alismis, alistirilmis bir genc, merhamet ve mertlik basta gelmek üzere her türlü milli ve insani kiymetten uzaklastirilmis demektir. Bugün milliyetçilerin basina ve sirtina inen coplar, suratlarinda patlayan yumruklar, yarin bilesiniz ki, devletin temellerine sallanan balyozlar, dinamitler olacaktir! Herkes bu vebalden kaçinmasini, çekinmesini ve korkmasini ihtar ederim. Bugünün bir de yarini vardir.
Vaziyet vahimdi. Bu vahim vaziyete ordu ihtilal yapmak suretiyle tepki gösterdi. Ama ihtilalin ilan edilmis bir takvimi yoktu, olmazdi. Kimsenin cepinde ordu nasil olsa gelecek diye bir garanti belgesi mevcut degildi. Biz vatanseverce, medeni ve kanuni ölçüler içinde komünizm ve bölücülüge karsi mücadele ettik. Hayir mücadele etmeyecektiniz!´´diye varsa açikça söylesin. Ama sonra da Türk milletinin yüzüne nasil bakacagini dügünsün.
Benim verilmeyecek hesabim yoktur. Komünizmi, bölücülügü önlemek için ihtilal yapan Silahli Kuvvetlerimizin bir kisim savci ve hakimleri, ülkede antikomünizmin en suurlu, en mukavim münevver blokunu, Marksistkafa ve kalemlerin eseri bir iddianame ile yargilaniyorlar.
Íhtilal, Atatürk ve Türk milliyetçiligi temaslari etrafinda kendini takdime çalisirken; üniformali savcilar heyeti; varoldugu günden itibaren en basit kültür etkinliklerinden siyasi görüntülerine, 2. Mesrutiyet´te kurulmus derneklerinden MHP´ye kadar bütünüyle Türk milliyetçiligini sanik sandalyesine oturtuyorlar. Kenan Evren´in “onlar´´dedigi komünistler gelip de MHP hakkinda bir iddianame tanzim etseler, bundan farkli olmazdi.
Millet olan bitenden haberdardir, bu bakimdan yararlanmistir. Milli ´´vicdan incitilmistir. Buna kimsenin hakki olmamasi gerekirdi. Bir tarafdan ekran ve mikrofonda bir asker´´ müdahelenin mesruhiyet mesnedi olarak bizim teshis, tesbit ve fikirlerimiz tekrarlanirken, bir taraftan da biz burada “Niçin milliyetçi oldugunuz´´mantigi içerisinde yargilaniyoruz. Orgeneral Evren: “Biz gelmesek, onlar geleceklerdi!´´ diyor. Ben de diyorum ki: biz olmasaydik, belki de Türk Silahli Kuvvetleri´nin zaruri, mesru ve kurtarici olabilecek müdahelesi çok geç kalmis olacakdi ve beyler, sizler bugünkü sartlarda, bu rütbe ve üniformalarla bu bayrak altinda bizleri yargilamak imkanini bulamayacaktiniz!´´
Halbuki, milliyetçi fikir yapisi ve ona bagli milli suur ve heyecan tezahürleri, Türk milletinin her türlü emperyalizme karsi direncini temsil etmektedir. Bugünkü ve yarinki nesillerin milli istikameti bakimindan, bu direnç suurundan –mahkumiyet bir yana- “yargilanmis olmak´´ seklinde bile horlanmasin, yaralanmasi gerekirdi. Bu direnç suur ve inanci tahrip edilirse, her türlü emperyalizmin önündeki setler yikilmis, barajlar açilmis olur. Sinirlardaki Mehmetcigin yabanciideolojik propagandalar sebebiyle milli degerlere olan inanci kaybolursa, vatan müdafaasi yapilamaz. Dünyanin her tarafindan kominizm ve bölücülük, vatana ihanet her zaman yargilanmistir ama, milliyetçiligi bölücülükle itham edip yargilanan milli´´ bir devlet görülmemistir.
Haksizi Allah sasirtir. Kötü niyetli ve pesin hükümlü savci, komünist ve bölücü tesekküllerle irtibati, Türk Ordusuna karsi terbiyesizligi ve husumeti, Meclis içinde her türlü terbiye ve edebe aykiri tutum ve sözleriyle meshur CHP Senatörü Niyazi Ünsal´in daha önce mükerreren basina ve bize intikal etmis ve kanunsuzluk delili olan bir mektubunu, bizim hakkimizdaki iddianameye
‘‘ayrica yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açik ve tüyler ürpertici ‘‘ diye tavsif ederek idamimizi istemeye delil olmak üzere koymustur.
Bu zat MHP Senatörü zannedilirken mektubu hem kendisi, hem de mensup oldugu parti hakkinda tüyler ürpertici, yorum gerekmeyecek kadar açik bir anarsi ve suç delili oluyor. Peki CHP´li oldukdan sonra ne oluyor ?Ses yok! Veya ne yapilacak bilemem ama, ancak biz mesele yapdikdan sonra belki harekete gecilecek. Belki diyorum, fakat ümitli degilim. Çünkü bu bilgi ve belgeler, arkadaslarimiz tarafindan, ayrica önce mahgemenizle beraber sorumlu ve yetgili diger mercilere sunulmustu; bugüne kadar hiçbir neticesi çikmadi.
Sira “9Isik´´ adindaki kitapimdan alinan pasajlara geldi. Ílk pasaj söyle: “Türkiye´yi kalkindiracak sisdem ve görüs ancak….Müslüman Türk milleti realitesi göz önünde bulunduran ….. milli bir görüsdür.´´ Aynen alinmasi gereken bir bölümde nokta noktalarin ne isi var?
Okuyanin dikkatinden kaçirilmak istenen hangi kelimelerdir? Herhanki bir iktibasta, bazi yerlerin noktalarla geçistirilmesi üç sarttan en az birinin mevcutiyetine baglidir: 1- Çikarilan kelimeler müstehcendir. 2-Çikarilan kelimeler bir devlet sirrini ifsa etmekdedir, açiklamasi yasaktir. 3- Atilan keklimeler metin içinde bir fazlaliktir. Çikarildigi takdirde ifade edilen fikir en ufak bir degisiklige ugramayacak, yanlis anlasilmasina imkan olmayacaktir. Savcilik , bu üç sartin acaba hangisine uymus da bazi kelimeleri çikarmis? Anlamak için kitabima baktim.
Çikarilan kelimeler yerlerine kondugu vakit söyle oluyor : “ Tükiye´yi kalkindiracak sistem ve görüs ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, Müslüman Türk milleti realitesini gözönünde bulunduran ve modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden milli bir görüstür.´´ Bu nasil istir?
Bir savci, Türkiye´nin belki de en büyük siyasi davasina, böyle bir tahrifata nasil kalkisir?“Türk milletinin özelliklerine uygun´´ve“modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden´´ibareleri alinan bölümden niçin çikarilmislardir? Müstehcen mi idiler, yoksa bir devlet sirrini mi ifsa ediyorlardi?
Bu tarz örnekler henüz bitmedi, daha çok var. “9 Isik´in 511. Sahifesinden alinan pasajda söyle deniyor …. Amansiz bir savas ki, bu savas sürecektir…..Türkiye sinirlari içinde savasimiz amansiz olarak sürdürülecektir.
“Kime karsi ve nasil bir savastan bahsediyorum? Ayrica belirtmedigime ve dürüstlükden zerre kadar nasibi olan bir insan, tereddütleri gideren ve nasil maksadi açiklayan kelimeleri nokta nokta koyarak atamayacagina göre, herhalde düpedüz bir savastan söz ettigim düsünülecektir.
Kime karsi verilecegi de belli: Bizden olmayan herkese karsi. Hem de amansizca sürdürülecek. Savcinin vehmindeki MHP ve ülkücü umacisina ne kadar uygun .
Simdi ayni bölümü nokta noktalari doldurarak okuyorum:
Bu savas sürecekdir. Türk milletini dünyanin tanidigi en korkunç emperyalizmin, Rus emperyalizminin kölesi yapmak gayesini güden kominizme karsi Türkiye sinirlari içinde savasimiz amansiz olarak sürecekdir.
Kominizme karsi açilan bir savastan Bay savci, niçin gocunuyor?
Bay savci, belki de“metinde bir fazlalik saydim ´´ bahanesine siginmak isteyecektir. Gerçekden öyle mi, bu ibarelerin çikmasi manada hiçbir degisiklik meydana getirmiyor mu? Mana elbette degisiyor, hem de çok degisiyor.
Milli özellikleri bile ihmal eden, hele ilim ve teknigin yol göstericiligini aklina getirmeyen bir görüsün fasizmle, tek tarafli sartlandirma ile hiç olmazsa gericilik ve tutuculukla suçlanmasi süphesiz daha kolaydir. Bay savci, yaptiklarinin mahkemede yüzüne vurulacagini elbette hesaba katmistir.
Fakat, kurnazliklarin cazibesine kapilmis, zaman kazanmak istemistir.
MHP iddianamesi okuyanlar, eger görüslerimizi daha önceleri ögrenmemislerse, böyle bir tahrifati hiç düsünemeyecekleri için, savcinin istegine göre sartlanmislardir . Böylece savci, asil vazifesini unutmus, sahsim, MHP ve milliyetçilik aleyhine düpedüz propakanda yapmistir. Hem de gercekleri kabaca çigneyen, en seviyesiz cinsinden kara bir propakanda.
Yine “`Temel Görüsler´´adindaki kitapimdan alinan bir bölüm var: “Hakkuvvetlinindir ilkesi……hükmünü yürüten tek ilke olmustur. ……Kuvvetli, inanan, hakka aldiris etmeyen bir genel baskan hüviyetine giriyorum. Belki de bay savci, kuvvet üstünlügüne inanmanin fasizmin temel ilkelerinin biri oldugunu ögrenmistir. Alinan bölüm, noktalarla geçistirilen cümleler yerlerine kondugu zaman, söyledir:
“Hak kuvvetindir ilkesi dünyanin var oldugundan beri milletlerarasi münasebetlerde hükmünü yürüten tek ilke olmustur.
Ínsan Haklari Beyannamesi ve Birlesmis Milletler Anayasasina ragmen 1971 yili Aralik ayi içerisinde Pakistan`in ugradigi agir taarruzve tecavüzler bunu aci bir sekilde tekrar gözler önüne sermistir.
1968 yilinda Çekoslavakya`nin ve 1956 yilinda Macaristan`in basina gelenler de içinde bulundugumuz kati gerçeklerin canli delilleridir.
Milletler arasindaki mücadele suurundan mahrum olan toplumlar baskalarinin boyundurugu altina düserler. Bu gerçekleri gözönünde bulundurarak Türk milletinin haklarini korumak ve daima saydirabilmek için kuvvetli olmaya ve kuvvetli olmanin yolunu bulmaya mecburuz.
“Ancak bellidir ki, kendime ait, benimsedigim bir ilkeden degil, tarihin gerceklerinden söz edmisim. Bir insanin bu gerceklere katilmamasi için ya cahil olmasi veya kuvvetli haksizlari, mesela Hindistan`la Sovyetler`i, Pakista`a, Macaristan`a ve Çekoslovakya`yatecavüzlerinde hakli saymasi gerekir.
Ayni kitaptan alinmis baska bir pasaj: “Biz sadece komünizme karsi bir reaksiyon degiliz …….onu ezip geçen bir aksiyonuz.´´Acaba, ne ile ezip geçeçegiz? Savci ya göre, elbette silahla, vurarak, öldürerek! Ama, noktali yerler doldurulunca garip bir sonuç çikiyor: “Biz sadece komünizme karsi bir reaksiyon degiliz. Ona fikirle karsi çikan, Türk milletine ufuk açan ve komünizmden daha kuvvetli, onu ezip geçen bir aksiyonuz .´´
Evet, böyle demisim. Zaten, taninmaz hale getirilerek alinan pasajdan biraz önce, savcinin hiç sevmeyegi, mücadelemizin yöntemini belirten cümleler var ,
“`Komünizm bir fikirdir. Fikir kaba kuvvetle bastirilamaz. Bir fikir ancak kendisinden daha güçlü diger bir fikirle yenilebilir´´. Diyelim ki, bay savci, isine gelmedigi için bu kismi almadi. Peki, aldigi pasajin özünü teskileden ´fikirlere karsi çikma ´ kelimelerini niçin atti ?
Hezeyanlarla dolu 941. Sahifeye üç kelime daha sigdiramadi mi ?
Demokrasinin düsmanlari MHP’ye düsman. Milli ve güçlü devletin düsmanlari MHP’ye düsman. Milli birlik ve bütünlügün düsmanlari MHP’ye düsman.Türk’ün düsmanlari MHP’ye düsman. Íslam’in düsmanlari MHP’ye düsman. Komünist MHP’ye düsman, enternasyonalci MHP’ye düsman, bölücü MHP’ye düsman !….
Anarsi ve terör yanginini söndürmekle görevli olanlar acz, gaflet ve dalatet içinde. Yangin MHP’lilerin, ülkücülerin kani ile söndürülmeye çalisiliyor….
Ve sonunda demokrasi düsmani, fasist, nazist, irkçi, iç harp kiskirticisi, halki mukateleye sevk edici ithamlariyla sanik sandalyesine oturtulan yine MHP !
Biz bu milletin bela paratöneri oldugumuzu biliyorduk. Vatanseverce ve fedakarci yürüttügümüzü hukuki ve demokratik milli mücadeleden dolayi da kimseden madalya beklemiyorduk. Ama, dogrusu idam talebiyle ve su ithamlarla yargilanmayi da beklemiyorduk.
Orak, çekiç ve enternasyonal sevdalisi, ayyildiz ve Mehmetçik düsmani gönüllü Moskof usaklari, yillarca “MHP kapatilsin, Türkes tutuklansin ´´ diye bagirdilar. Hala hiyanet basini ve radyolari ayni istikamette nesriyata devam ediyor.
Türk milletinin en mesru ve hakli ideolojisini, devlet kuruldugu günden beri anayasasinda yer almis bulunan Türk milliyetçilligini Marksist bir mantik ve zihniyetle degerlendiren,milliyetçiligi fasizm olarak gören, 220 idam talebini muhtevi su iddianameye bakarak insan, yoksa MHP ve Ülkücüler Davasi, solcu hiyanet ve terör örgütlerinin giristigi katliami ikmal operasyonu mudur, diye düsünmekten kendini alamiyor…
Milli ülkü ve degerlerin, Türk milli menfaatlerinin, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarinin emrinde ve hizmetinde olmasi gereken iddia makami, her türlü hukuki endiselerin ve ahlaki kayitlarin disina çikarak ortaya koydugu iddianame isimli bu iftiranamesi ile kendisini, komünist ve bölücü çetelerin katliamindan hasbel kader kurtulmus olanlarin da ipini çekdirerek yarim kalmis olan komünist planini hedefine ulastirmada mi görevli saymaktadir?
ÜLKÜ OCAKLARI VE ALİ METİN TOKDEMİR
25 Aralık 2011 Yazan adminÜlkücüler Ülkü Ocakları’ndan yetişir ve “ideolojik” olarak ilk mezuniyetlerini Ülkü Ocakları’ndan verirler.
Ayrıca Ülkücülük adına her şeyin “ilk” çıktığı ve güdüldüğü yer Ülkü Ocakları’dır. Her Ülkücünün elbette Ülkü Ocakları’ndan mezun olması da mümkün olmayabilir ancak her Ülkücünün mutlaka Ülkü Ocakları ile “gönül” ve “manevi” bağı bulunur.
Ülkü Ocakları, ilk kuruluşundan bu güne kadar hem Türk gençliğine hem de Türkiye’ye çok büyük hizmetler etmiştir. Özellikle sosyal ve kültürel açıdan bir çok “isimsiz” hizmetlere imza atmış ve nice “isimsiz” gençler yetiştirip mezun etmiş ve Türk toplumuna kazandırmıştır. Bunun yanında Ülkü Ocakları bir çok sıkıntılara rağmen sosyal-kültürel çalışmalar düzenlemiş ve Türk Kültürüne büyük katkılarda bulunmuştur. Ayrıca zaman gelmiş Türkiye üzerinde yıkıcı-bölücü hareketlere karşı sorumluluktan hiç kaçmamış ve bedelini de can vererek ödemiştir.
Bugün Ülkü Ocakları halen aynı çizgide ve aynı yoldadır, çalışmalarını bir takım zorluklara rağmen Türkiye’nin dört bir yanında sürdürmekte, en ücra köşelerde hizmetlerine devam etmektedir.
Ülkü Ocakları, başta Türkiye ve Türk gençliği için çok büyük bir kazançtır…
* * *
Ülkü Ocakları böyle kutlu bir göreve ve hizmete önderlik ederken, Ülkü Ocaklarına da önderlik eden “reis”ler vardır, bu “reis”ler ayrıca Ülkü Ocaklılara da önderlik eder..
Ülkü Ocaklılar, Ülkü Ocakları kapsamında tüm çalışmalarını Ülkü Ocaklarına önderlik eden “reis”lerinin talimatları ile gerçekleştirip uygularlar. Bu da; daha ilk günlerde Ülkü Ocakları’nda öğrendikleri “ocakcılık” ve “teşkilatçılık” gereğidir.
Ülkü Ocakları’na ve Ülkü Ocaklılara “reis”lik eden kişi her yönüyle örnek kişidir ve görevi boyunca üzerindeki sorumluluğun bilincinde olarak hareket eder.
* * *
İdrak ettiğimiz şu günlerde ise, Ülkü Ocaklarına ve Ülkü Ocaklılara önderlik eden ve her yönüyle örnek olan Ülkü Ocakları genel başkanlarımızından Ali Metin Tokdemir‘in elim bir trafik kazası sonucu hakkın rahmetine kavuşmasının yıldönümünü yad etmekteyiz…
1995 yıılında Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevini yürütürken 8 Aralık günü elim bir trafik kazası sonucu hakkın rahmetine kavuşan Ülkü Ocakları genel başkanlarımızından Ali Metin Tokdemir, Ülkü Ocakları ve Ülkü Ocaklılarının her yönüyle örnek aldığı ve alması gerektiği yiğit bir Türk İslam eridir.
“Ahde Vefasızlık, İmansızlıktır” sözünü Ülkümüze işleyen, örnek kişiliği ve sarsılmaz imanı ile Ülkü Ocakları önderlerinden, Ülkü Ocaklıların “reis”lerinden, Türk milletinin ulvi davasının neferlerinden Ali Metin Tokdemir başkanımızı, hakkın rahmetine kavuşmasının 11. yıldönümünde saygıyla, sevgiyle, rahmetle anıyoruz…
Ruhu şad olsun, mekanı Cennet olsun.
HATIRLATMA: Ülkü Ocakları genel başkanlarımızdan Ali Metin Tokdemir’in anısına açılan www.metintokdemir.com uzantılısı siteden öz geçmişi ve hayatı hakkında bilgiler edinebilirsiniz
Türk’ün ateşle imtihanı
25 Aralık 2011 Yazan admin| Türk tarihinde kara günler vardır. Meselâ Süleyman Nazif, Fransız generali Desperey’in, beyaz atına binerek bir Fatih edasıyla İstanbul’a girmesi ve azınlıklar tarafından haçlarla, işgal ülkelerinin bayraklarıyla, alkışlarla karşılanması karşısında Hadisat gazetesinde 9 Şubat 1919 günü yayınlanan makalesinde o “kara gün”ü şöyle anlatmıştır:… |
“Biz ‘Buna müstehak değildik’ diyemeyiz. Müstehak olmasaydık, bu felâkete düşmezdik.”
Süleyman Nazif, bu yazısından hemen sonra İngilizler tarafından tutuklanır ve Malta adasına sürgün edilir.
24. dönem parlamentosunun açılış günü yani 1 Ekim 2011 de böyle bir gündür! Acı olan şudur ki millet çoğunluğu, başına gelenlerden, geleceklerden habersiz, çoğu yabancıların elinde olan bankaların verdiği kredi kartlarına bağımlı olarak hayatını sürdürmeye çalışmakta, hatta “dindar Cumhurbaşkanı”nın konuşmasını alkışlamaktadır.
Milletin sözde temsilcilerinden de çıt çıkmamıştır!
Abdullah Gül, yeni bir Anayasa yapılacağını, bu Anayasa’da hiçbir ideolojinin bulunmayacağını, her etnik kökenin bu ülkede ‘kendisi olarak’ yaşama hakkının, ‘anayasal güvence’ altına alınacağını söyledi.
Oysa mevcut Anayasa ve Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, “Hiçbir faaliyet, Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremez” ilkesine dayanmaktadır.
İşte Yeni Anayasa ile bu ilkeyi yıkmak hedeflenmiştir. Bu ilkenin yıkılması, Türk milletinin egemenlik hakkının ortadan kaldırılması demektir.
Zaten son olarak PKK-MİT görüşmelerini organize eden ABD’li David L. Phillips “Türklüğün vatandaşlık için bir şart olmasını elimine edecek şekilde Anayasa’da bir reform yapılabilir” demişti. ABD’de Wall Street Journal gazetesi, Boğaziçi Üniversitesi’nden bir tarihçiyi dayanak göstererek, Türk kimliğine karşı savaş başlatmış, Türkiye’deki Türklük oranının yüzde 10 olduğunu iddia etmiş, “Türk Basını”ndan birkaç kişi de aynı iddiaları tekrarlamıştı.
Avrupa Birliği de Hollandalı tarihçi Erik Zürcher’e Türkiye’nin çok uluslu bir devlet haline gelmesi ve Türk dili ve kültürüne bağlı devlet yapısına son verilmesi için bir kitap yazdırmıştı.
Yine AB temsilcisi Karen Fogg, gizli yazışmalarında, işbirlikçilere “Öncelikle Türk tarihinin hakkından gelmek lazım” demişti. Bu amaçla, TÜSİAD, liseler için yeni tarih, coğrafya ve felsefe kitapları yazdırmıştı..
***
Türkiye bu noktaya, ABD ve Avrupa ülkelerinin kullandığı PKK terörünün oluşturduğu kamuoyu ile getirildi. Millet yılgınlığa sürüklendi ve cemaat yapılanması ile zihni de çelindiği için olan biteni göremedi.
2009 yılında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan, önce “Kürt Açılımı”, sonra “Demokratik Açılım” ve daha sonra da “Milli Birlik Projesi” dediği bir süreci başlattı. Bu açılım, Alevi açılımı, Ermenistan açılımı, Kıbrıs açılımı ve Orta Doğu’ya yönelik “Mezopotamya açılımı” ile eş zamanlı olarak sürdürüldü.
Sürece karşı çıkanları ise “analar gözyaşı dökmeye devam mı etsin?” diye suçladı.
MİT-PKK GÖRÜŞMESİNİ ABD ORGANİZE ETTİ!
Fakat açılım sürecinde ve 2009 yılında PKK ile MİT’in gizli görüşmeler yaptığı 2011 yılında ortaya çıktı.
PKK ile yapılan görüşmeleri ise MİT organize etmiyor, doğrudan “koordinatör ülke temsilcisi”nin talebiyle Türkiye ve PKK masaya oturuyordu.
Koordinatör ülke temsilcisi toplantıda şöyle diyordu:
“Bu toplantı, iki tarafın değil, bizim sorumluluğumuz altında girişilen bir inisiyatiftir. Abdullah Öcalan tarafından üretilen kendi fikirleri parlamentoda yasa çıkaracakları zaman dikkate alınacaktır. Kendisinin parlamento için ürettiği öneriler dikkate alınacaktır.
Biz iki şeyden bahsediyoruz. Bir kamuoyuna yapılan açıklamalar. Bir de perde arkasındaki gidişat. Bunu kendilerine söyledik. Hem MİT hem devlet için oldukça riskli. Hali hazırda PKK ile müzakereye oturmuş olmaları bugün kamuoyuna yansırsa CHP ve MHP ne der acaba? Devlet temsilcisi olarak MİT’in elemanlarının burada hem Diaspora temsilcileri hem de Dağ Kadrosu ile Oslo’da müzakereye oturmuş oldukları duyulsa ne olurdu? CHP ve MHP ne derdi? Aynı şekilde ne kadar kötü olurdu kendileri için.”
Abdullah Öcalan’ın istekleri Anayasa’nın demokratik özerklik ve eşit ortaklık temelinde oluşturulmasıdır.
Koordinatör ülke ise ABD’dir. Koordinatör, David Philips’tir. Abdullah Gül 2009’un Mart ayında “İyi şeyler olacak” dediği zaman Nisan ayında Oslo’da PKK ile MİT arasında gizli bir toplantı yapılacağını biliyordu!
“İyi şeyler”, David Philips tarafından organize edilen, MİT-PKK görüşmesiydi!
Fakat bu görüşmenin ses kayıtları ortaya çıktığı zaman görüldü ki CHP ve MHP, hükümetin PKK ile müzakereye oturmasına ciddi bir tepki göstermedi. Hatta, PKK’nın talebi olan “Yeni bir Anayasa” için AKP ile uzlaşma komisyonu oluşturmaya karar verdiler!
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, TÜSİAD yöneticilerini kabulü sırasında yeni bir Anayasa için kim ne katkı verecekse tam zamanı olduğunu belirterek, “Çözümü, ne dağda arayacağız ne başka bir yerde” diyordu
OSMANLI HİNTERLANDI VEYA ORTA DOĞU BİRLEŞİK DEVLETLERİ!
Arapları Osmanlı’ya isyan ettiren Lawrence, “Bir Kürt devleti kurabilseydim, Türkler’i tarihten silecektim, başaramadım” demişti. 2000’li yıllarda durum değişmiş değildi. GAP projesi ile birlikte PKK terörü de başlamış, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya PKK’ya destek vermişti.
Mimarlığını Bernard Lewis’in yaptığı “İstanbul başkentli Ortadoğu Birleşik Devletleri Federasyonu” fikri ise Özal tarafından belli belirsiz bir şekilde ortaya atılmışsa da, ilk olarak Talabani tarafından seslendirilmişti.
Talabani, 1996 yılında, “Hayalim İstanbul’un başkent olduğu Ortadoğu Birleşik Devletleri’dir” diyordu.
Türkiye, Irak, İran’ın yarısı, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Yemen ve Mısır’ın tek bir federasyonda birleştirilmesi açıkça ortaya konulmuş; Ortadoğu Güvenlik ve İşbirliği Konferansı hazırlanmıştı. Özal’ın ölümü bütün bu planları altüst etmişti.
Tabii böyle bir federasyon kurulacak olsa, bunun bir Türk devleti değil, Büyük İsrail devleti olacağı da net bir fotoğraf gibi görünmekteydi.
Büyük İsrail projesi, sonraki yıllarda Türk kamuoyuna, “Osmanlı hinterlandı” diye yutturulmak istenecekti.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Pearson da Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu dahil Bağdat’a kadar uzanan toprakların tek bir ekonomik bölge olması gerektiğini söylemişti. Barzani’nin İnternet sitesinde de “Bu coğrafya, siyasi olarak da tek bir bölge olacak, Türk askeri işgal ettiği Kuzey Kürdistan’dan çekilecektir” denilmişti.
“Nil’den Fırat’a kadar Büyük İsrail” projesinin hayata geçirilmesi için, öncelikle bu coğrafyada, egemenliğin Türklerin elinden çıkması gerekmektedir.
Yahudi ağırlıklı ABD yönetiminin emriyle, Türk subaylarının kafasına çuval geçirilmesinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çökertilmek istenmesinin sebebi budur!
Nitekim, İstanbul küresel finansın merkezi oluyor, Rockefeller Fon da Türkiye’ye taşınıyor..
Türkiye, “Büyük İsrail” oluyor da haberimiz yok!
TÜRKİYE’Yİ NASIL KULLANIYORLAR?
“Sovyetlere karşı Çin’i kullandık; Müslümanlara karşı Türkiye’yi kullanalım…”
Bu ifade, ABD derin devleti üzerinde psikolojik operasyon uygulamaya çalışan William Safire tarafından yazıldı ve 5 Kasım 2001 tarihinde The New York Times gazetesinde yayınlandı.
Türkiye, Arap Baharı adlı projede, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerine karşı ABD tarafından kullanılmaktadır.
AKP hükümetinin, Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’ye yönelik baskılarının sebebi bu politikadır.
Bu durumda, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğü bizzat devleti yönetenlerce tehdit edilmiş olmaktadır! Zira Türkiye’yi ortadan kaldırmayı, yerine Orta Doğu Federasyonu kurmayı öngören ABD-İngiltere-İsrail ortak yapımı, Genişletilmiş Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika projesini uygulamaktadırlar.
İŞTE O GİZLİ BELGE
Recep Tayyip Erdoğan’a 2001 yılında henüz partisini kurmadan ABD’den gönderilen gizli memorandumda belirtilen Türkiye’nin şehir devletlerine ayrılması planı, Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifadelerle geçirilmişti.
New York’tan, Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen, memorandumda “Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız…” deniliyordu.
Erdoğan ise Ak Parti Program ve Tüzüğü’nde, küresel örgütlerin taleplerini yerine getiriyor, “Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür. Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır” diyordu..
İşte bugün, uygulanan projelerin esası bu bilgi ve belgelerde mevcuttur. Dolayısıyla, Anayasa değişikliği isteyen ABD’nin ilk hedefi, Türkiye’nin ulus devlet ve üniter devlet yapısının değiştirilmesidir.
Abdullah Gül ise esnek bir Anayasa’dan bahsediyor.
“Esnek”ten kasıt, kurucu iradenin esnetilmesidir.
Oysa kurucu irade, sadece kurucular tarafından ortaya konulabilir.
BDP, PKK terörünün silahlı kalkışmasını yeni kurucu iradenin ortağı olarak kabul ediyor ve bu irade üzerinde politika yapıyor.
Bu şartlar altında yeni bir Anayasa yapmak, PKK’yı devlet kurucusu yerine koymaktır.
CHP VE MHP’NİN TARİHİ SORUMLULUĞU
CHP ve MHP’nin, AKP’nin başlattığı “Yeni Anayasa” çalışmaları çerçevesinde “uzlaşma komisyonu”na katılma kararı vermeleri, bu iki partiye oy verenler arasında büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Çünkü, iki partinin tabanı, özerklik temelindeki yeni Anayasa hazırlığının, doğrudan doğruya ABD ve PKK’nın talebi olduğunun bilincindedir.
PKK’nin özerklik taleplerini ise artık bilmeyen kalmamıştır.
CHP ve MHP, Türkiye’nin parçalanması demek olan bu projeye boyun eğecek midir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Amerikan destekli terör şantajı sonucunda Türk devleti olmaktan çıkarılmasına rıza gösterecek midir?
Belki komisyonda kendi fikirlerini savunacaklardır ama sonuçta AKP ve BDP’nin oylarıyla Anayasa değiştirilebilir. Bu durumda CHP ve MHP, federasyon anayasasının meşru sayılması için kullanılmış olmayacaklar mıdır?
Yoksa kendilerine, CHP ve MHP tabanının muhtemel tepkilerini yumuşatma görevi mi verilmiştir.
Her ne sebeple olursa olsun, CHP ve MHP, tarih önünde Türkiye’nin temelleriyle oynamak isteyen ABD ve PKK’nın projelerine alet olmakla suçlanacaktır.
Türk Milleti, belki bu badireyi de atlatacaktır ama tarih ve millet huzurunda CHP ve MHP yöneticileri, AKP ve BDP yöneticileri ile birlikte sorumlu tutulacaktır…
DEDEM KOYNUNDA YATTIKÇA
Süleyman Nazif, “Türk İlahisi” adını koyduğu şiirinde;
“Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe sor bir bak!
Eğer yıldızla ay sönseydi de kalsaydı gök Türksüz
Kalırdı bence yıldızlar ve aylar kimsesiz, öksüz..”
diyerek o kara günlerde bile moralini kaybetmemişti.
1 Ekim 2011 günü de Türk Milleti için kara bir gündür; Halide Edip’in söylediği gibi Türk’ün ateşle imtihanıdır!
Bir tarafta terör örgütünün katlettiği askerler, polisler, öğretmenler, hatta ana karnındaki bebekler, diğer tarafta, Türk egemenliğinin bu topraklardan kaldırılması için Anayasa uzlaşması!
Bilindiği gibi, 1. Dünya Savaşı’nda da emperyalist devletler, Kızılırmak’ın doğusunu Ermeniler’e, batısını Yunanlılara vermek için çalıştı. Anadolu’da tek bir canlı Türk bırakmayacaklardı.
Ermeni isyanı ile birlikte Rum çetecileri de örgütlediler.
Sonuç ne oldu? Ermeniler, yaptıkları katliamlar sebebiyle tehcir edildi. Rum çetecilerle mücadele edildi ve savaştan sonra mübadele ile Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu, Asya’dan çekilmek zorunda kaldı.
Bugün de Kızılırmak’ın doğusunda ve batısındaki Türklüğün mührü, bu topraklardan ebediyen silinmek isteniyor. Yani, yine Türk’ün ateşle imtihanı!
Arslan BULUT
4 Ekim 2011, Yeniçağ
Sevdamız Kavgamızdan Büyüktür
25 Aralık 2011 Yazan adminGÖNÜLLERİ BİRLEŞENLER, SELAM SİZLERE !..
UZAKLARDA DERTLEŞENLER, SELAM SİZLERE !..
GLOBALLEŞME, KÖLELEŞMEDİR… MİLLİ DEVLETLERİ ATOMİZE EDİP KÜÇÜLTME SEVDASINDA OLAN EMPERYALİST GÜÇLER, IRAK GİBİ BİR TOPLAMA DEVLETİ BİLE ÜÇE BÖLME SEVDASINDA İKEN, NEDEN KIBRIS’I TEKLEŞTİRME GAYRET VE TELAŞI İÇERİSİNDEDİRLER ACABA!..
YÜCE MİLLETİMİZ, ALEYHİNDE GELİŞECEK OLAN HER TÜRLÜ OYUNU BOZMA KUVVET VE KUDRETİNE SAHİPTİR. BUNU EN AÇIK YOLU DA İKTİDARI ELE ALMAKTIR.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ KANUNLARI İLE OMUZ OMUZA YÜRÜMEK GEREKİR. BARIŞ, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ GİBİ KAVRAMLARI SAKIZ YAPIP BU ÜLKENİN TEMELİNE DİNAMİT KOYMAK İSTEYENLERİN TAKILACAĞI TEK GÜVENLİK AĞI; ÜLKÜCÜ HAREKETTİR. BU AĞIR SORUMLULUK ALTINDA BULUNDUĞUMUZ SAHA VE ZEMİNDE EN İYİSİ OLMAK İÇİN EN ÜSTÜN GAYRETİ GÖSTERMEK ZORUNDAYIZ.
ÜLKÜ GÜLÜ BARIŞ ORTAMINDA BÜYÜYEN NADİDE BİR ÇİÇEKTİR. KAOS VE KARGAŞA YABANCILARIN İŞİNE GELECEK OLAN BULANIK BİR SUDUR. BİZLER KAVGA ORTAMINDA DEĞİL, SEVDA ORTAMINDA SERPİLİP BOY ATARIZ. SEVDAMIZ, KAVGAMIZDAN BÜYÜKTÜR.
Yusuf Ziya Arpacık



